Islah Dilekçesine Karşı Zamanaşımı

HUKUK GENEL KURULU        2017/2109 E.  ,  2017/1041 K.

“İÇTİHAT METNİ”

İŞ MAHKEMESİ    

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.09.2013 gün ve 2011/1102 E., 2013/329 K. sayılı kararın incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 04.03.2014 gün ve 2013/25771 E., 2014/5134 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine
2-Davacı, davalı işyerinde mikser şoförü olarak çalışırken iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sonlandırıldığından bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının ödetilmesini istemiştir.

Davalı, davacının taşeron şirket elemanı olduğunu, kendisini yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini, tüm hakedişlerin ödendiğini hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının iş akdinin davalı tarafça haklı neden olmaksızın feshedildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.

Davacının davasının belirsiz alacak davası olup olmadığı ve alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

HMK’nun 107.maddesinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği, karşı tarafın verdiği bilgi veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda, davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği, ayrıca kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabileceği ve bu durumda hukuki yararın var olduğunun kabul edileceği, 109.maddesinde ise talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği, talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı, kısmi dava açılması halinde dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği bildirilmiştir.

Görüldüğü gibi her iki dava çeşidininde açılabilirlik şartı alacağın konusunun miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmamasıdır. Her iki dava çeşidinde de (alacak miktarını tespiti davası dışında) dava açan alacağın asgari bir miktar ve değerini belirterek talepte bulunmaktadır.

Dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı neye karar verilmesi istiyorsa onu açık şekilde yazar. Tespit davalarında davacı bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine karar verilmesini ister, kısmi davada davacının dava dilekçesinde kısmi dava açtığını açıkça bildirmesi gerekir, belirsiz alacak davasında ise alacağın miktarının belirlenmesi açıkça talep edilmelidir.

Talep sonucu açık değilse mahkeme talep sonucunu açıklattırmalıdır. Bundan başka, talep sonucunun açık olmaması halinde, onu dava dilekçesinin diğer bölümlerinde yazılanların ışığında bir yoruma tabi tutarak davacının açtığı davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemek hâkimin ödevidir.

Somut olayda dava dilekçesinde davacı vekili davanın belirsiz alacak davası olduğunu açıklamadığı gibi talep ettiği alacakların miktarının da belirlenmesini talep etmemiştir. Dava dilekçesinin içeriğinden davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmakta olup davanın kısmi dava olduğu kabul edilip ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımı savunmasının değerlendirilmesi gereklidir.

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.

Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.

Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.

Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.

Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet akdinin feshedildiği tarihtir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.

Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.

Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.

Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.

1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.

Zamanaşımı definin, cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür.

Somut olayda, davalı, hem dava dilekçesine karşı, hem de ıslahla artırılan miktar yönünden bilirkişi raporunun kendisine tebliği üzerine zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Davacı, bilirkişi raporu kendisine tebliğ edildikten sonra, 20.5.2013 tarihinde miktar yönünden dava dilekçesini ıslah etmiş, davalı vekili, 28.5.2013 günü duruşmada kendisine tebliğ edilen ıslah dilekçesine karşı duruşmada “önceki beyanlarımızı aynen tekrar ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu durumda, davalının önceki beyanları arasında zamanaşımı savunması da bulunduğundan ıslah edilen miktarlar yönünden de süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece bu savunmaya değer verilerek ek rapor alınarak çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı savunmasından önce düzenlenen bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kıdem ve ihbar tazminatlarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin hazır beton işi ile iştigal eden davalı şirketin taşıma işini hizmet alımı suretiyle üstlenen dava dışı firma işçisi olarak 01.03.1996-01.02.2002 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını, ancak iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ve kanuni haklarının ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem ve ihbar tazminatlarının davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Çimsa Çimento San. Tic. A.Ş. vekili davacının, nakliye işini alan dava dışı firmanın işçisi olduğunu, dava dışı firma ile asıl-alt işveren ilişkisinin söz konusu olmadığını, müvekkil şirketin taraf sıfatının bulunmadığını, kaldı ki davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davacının davalı şirkete ait iş yerinde hizmet alımı suretiyle iş üstlenen dava dışı firma işçisi olarak 01.03.1996 tarihinden 01.02.2002 tarihine kadar çalıştığı, son olarak asgari ücretin % 50 fazlası olan 333,00-TL net ücret aldığı, ancak iş sözleşmesinin ihbarda bulunulmadan haksız olarak feshedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün davalı Çimsa Çimento San. Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece davalı şirket vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı savunmasında bulunmadığı, ıslah dilekçesinin tebliğ edildiği 28.05.2013 tarihli celsede karar verileceği düşüncesi ile önceki savunmalarını tekrar ettiğini bildirdiği, bu yönü ile ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı savunmasında bulunma iradesinin olmadığı, aksi takdirde bu hususu ifade edeceği, zamanaşımı savunmasının bir defi olduğu ve açıkça ileri sürülmesinin gerektiği, buna göre davalı şirket vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı itirazında bulunduğunun kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek ve önceki karardaki gerekçeler de tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı Çimsa Çimento San. Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu döneminde açılan eldeki davada davalının, bilirkişi raporuna itirazlarını içeren dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunduktan sonraki bir tarihte ıslah dilekçesinin duruşmada elden tebliği üzerine “önceki beyanlarımızı aynen tekrar ediyoruz” şeklindeki ifadesinin zamanaşımı savunması olarak kabul edilerek ıslah edilen miktarlara yönelik zamanaşımı definde bulunduğunun kabul edilip edilmeyeceği, burada varılacak sonuca göre kıdem ve ihbar tazminatları yönünden ek rapor alınması gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Dava 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu döneminde açılmış olup öncelikle uyuşmazlık ile ilgili yasal düzenlemelere değinilmelidir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 141. maddesine göre, “ Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilirler yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.

İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır”.

Islahın zamanı ve şekli başlıklı 177. maddeye göre, “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

Islah sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.”

İş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanmakta iken 6100 sayılı HMK’nın 447. maddesi ile diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hallerde bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerinin uygulanacağının düzenlenmesi karşısında iş mahkemelerinde artık basit yargılama usulü uygulanmaktadır. Basit yargılama usulü HMK’nın 316 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup 322. maddesinde de basit yargılama usulü ile ilgili hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.

Buna göre; Dilekçelerin verilmesi başlıklı 317. maddesi uyarınca “ Dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur.

Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkansız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhal bildirilir.”

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı başlıklı 319. maddesine göre de, “ İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.”

Zamanaşımı ise alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.

Dava konusu kıdem ve ihbar tazminatları yönünden zamanaşımı süresi 10 yıl olup bu süre fesih tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, dava dilekçesi davalı tarafa 17.01.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, cevap dilekçesi ise 24.04.2012 tarihinde sunulmuştur. Bu hali ile cevap dilekçesinin süresinde ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.

Mahkemece bilirkişi raporu aldırılmış, raporun taraflara tebliği üzerine davacı vekili 20.05.2013 havale ve harç ödeme tarihli ıslah dilekçesi ile davasını ıslah etmiş; davalı şirket vekili ise 20.05.2013 tarihli dilekçesi ile rapora itirazlarını sunmuş ve ayrıca itiraz dilekçesinde alacakların zamanaşımına uğradığını savunmuştur.

Davacı tarafından verilen ıslah dilekçesi davalı vekiline 28.05.2013 tarihli duruşmada elden tebliğ edilmiş olup davalı vekilinin duruşmada, “önceki beyanlarımızı tekrar ederiz, davanın reddine karar verilmesini talep ederiz, mahkeme aksi kanaatte ise davacı asgari ücretle çalışmış olduğu için asgari ücrete göre yapılan hesaplamanın esas alınmasını talep ederiz” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.

Aynı duruşmada davacı vekili de davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçeyi ve bilirkişi raporundaki aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, ıslah dilekçesi doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Görüldüğü üzere davalı vekilince süresinde cevap dilekçesi ibraz edilmediği, davalı vekilinin bilirkişi raporunun tebliği sonrasında verdiği dilekçe ile alacakların zamanaşımına uğradığını savunduğu ancak ıslah dilekçesinin kendisine tebliği üzerine ıslah dilekçesine karşı açıkça bir zamanaşımı savunmasında bulunmaksızın önceki beyanlarını tekrarla yetindiği, bununla birlikte davalının tekrarla yetindiği önceki beyanlarına karşı davacı tarafında açıkça itiraz ettiği anlaşılmıştır. Başka bir deyişle davalının savunmasına karşı davacının açık muvafakatinin bulunmadığı somut olayda davalı vekilinin usulüne uygun bir zamanaşımı savunmasında bulunduğu söylenemez.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davalı vekilinin önceki beyanlarını tekrar etmesinin zamanaşımı savunmasını da içerdiği, dolayısıyla Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca mahkemece zamanaşımı savunmasının def’i olup açıkça ileri sürülmesi gerektiği, buna göre davalı şirket vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı savunmasında bulunduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle verilen davanın kısmen kabulüne dair direnme kararı yerindedir.

Açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde olup onanmalıdır.

SONUÇ: Davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (126,61-TL) harcın temyiz edenden alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 31.05.2017 gününde oy çokluğu ile karar verildi.